Dostluk Proletaryası İçinde İyilik Propagandası

Bugün hayatta olsaydı, hiç şüphesiz çok yakın arkadaşım olacak bazı kitap karakterleri var. Hepsi ayrı ayrı kıymetli ve çok özel. Bugünlerde daha sık, “keşke yaşasaydılar,” diyorum. Gerçek bir insan olup yanımda olabilseydiler.


İlk olarak Victor Hugo'nun Quasimodo beyefendisinden bahsedelim. Çirkin ve kambur bir adam; duvarların ardına saklanan bir gölge. Aciz ve mütemadiyen çirkinliğiyle başı dertte. Fakat bir de kalbi var bu adamın. O kalp, duvarlarının ardına gizlenemiyor. Çirkinliğin iyilik ve kötülükle bağlantısı var mı bilmem. Fakat toplumun gözünde yüz güzelliğinin bir statüsü var, ne yazık ki! İşte bu aciz beyefendi, ilk tanıdığım günden beri, neden bilmem, çok yakın bir dostumdur. Yeter ki kalp çirkin olmasın, diye diye bugünlere geldik.


Sevgili Necip Fazıl’ın Reis Bey’i var; ben onu anmaktan hiç sıkılmam. O soğuk ve ketum beyefendinin omuzlarına iki koca dağ bırakılınca, haline üzülmemek elde değil. Pişmanlığı ve kalbinin ezikliği içinde bir anne bedduasına tutulmuş bu adam vicdanımı rahatsız ediyor ve ara sıra destek olmak istiyorum.


Bütün aşk hikâyelerinin nesebidir Leyla vü Mecnun. Ve bana göre, yazılmış ve yazılacak cümle şiir cümle aşk kitabı Leyla’ya dairdir. Ve Leyla, onun mağrur kalbi ve yalnızlığı içinde hayranlık duyduğum, sevdiğim bir hanımefendi. İbn-i Selam’ın gelin kervanında yol alırken, o çöl heyulasında tek başına dik durmaya çalışarak ve kabullenişle yaşamaya çalışan güçlü bir kız. Kimisi belki onu suçlu buluyordur; fakat çaresizlik, fakat sıkışıp kalmak, yaşamın içinde ne çok zor biliyor mu bu insanlar? Hiç zannetmiyorum! Öyleyse aslında kolay olan Mecnun olmak!


Kimsesiz iki kız var: biri Çalıkuşu’m, biri Matmazel Jane. İki güçlü, idealist muallime. Yaşamın binbir zorluğu içinde dik durmaya çalışan iki yetim. Yüklerine ortak olmak, acılarını bir dost olarak paylaşmak isterdim. Onca acı ve dert içinde, kötülük illerine uğramadıkları için sık sık takdir ederdim onları.


Knut Hamsun'un isimsiz aç adamı  var bir de. Bu fakir ama gururdan ölecek adam, dünya ortasında kaybolmuş; tutunacağı tek şey kör gururu olmuş. Beni ona yakınlaştıran bir sahne var: Kasaptan “Evde köpek var,” deyip artık kemik ya da et istiyor. Fakat aslında kendisi için istiyor bunu. Kasap anladı mı, diye sıkıntılar içinde kısa bir an. Acımak mı, üzülmek mi bilmiyorum; fakat içerliyorum böylesi bir yaşama. Günün sonunda, merhametin dışında, dost oluyorum bu garip adama.


Bu liste daha uzar gider. Fakat yine heyecanlanıyorum yazarken. Ve kimi yazsam bilmiyorum. Örneğin bir gece ansızın Camus’nun Yabancı’sına annesi için taziye veriyorum; bir gece Raskolnikov’u İslam’a çağırıyorum ve bir başka gece Hüsn’ü teselli ediyorum. Bir gün Seyla’yı, bir gün Elizabeth Bennet’i dinliyorum. Pektabii, günün sonunda hepsini çok seviyorum; isimlerini sık sık anıyorum. Birini sevmek çok zor bir iş değil bence. İyi düşünceler beslemek. İyi biri olmak. İyilik. Çok zor değil, evet. Hepimizin gün aşırı tuttuğu bir meslek olsa, “iyi birilik.”


Ah, keşke!

Yorumlar

Popüler Yayınlar