2025 ve yıl sonu hesaplaşması;

Koca bir seneyi geride bırakmak ve yıl sonu hesaplarını yapmak, yaşamı aynı noktadan milyonlarca ihtimal içinde yaşamak hep büyüleyici gelmiştir bana. Yani milyon ihtimal içinde bu kalp ve kafaya sahip olmak, hem herkese benziyorum hem çok farklıyım idrakiyle, diyorum ki: 26 yıldır içinde bulunduğum şu dünya muhakkak çok büyük bir sanatçının eseri... Çok detaylı, her zerresinde binbir incelik bulunan ve hâlihazırda devam eden bir sanat. Bunu muhakkak her zaman biliyordum; dünyaya bir sanatçının eseri nazarıyla bakmamı öğütleyen çok insan vardı çevremde. Fakat hiçbir zaman bu öğretinin tüm detaylarına vakıf olamamışım. Bu sene bunu çok iyi anladım. Çünkü sadece geçip giden zamana hayıflanıp şimdiki zamanın işleyen akışını kaçırmak, o sanatı tam anlamıyla görmeden, hissetmeden geçen yaşlara kırılmak tam zamanlı tuttuğum bir iş olmuş. Yazık!

Bu sene okuduğum kitaplar, yazdığım yazılar, yaşadığım birçok "ilk" anılar beni öyle güzel büyüttü ki sırf bu yüzden durup durup şükrediyorum haliyle bu sene yıl sonu hesaplarında borçlusu olduğum bir kapı "şükür" kapısı.

 🌾   21 Ocak ve göğün bu yüzü için durup beklemek, hayran olmak ve unutmak bütün yorgunluğu.Ve durup durup anımsamak. 

🌾Eve böyle bir güzellik gelmiş. Mest olmuşum kokusuna, güzelliğine ve asilliğine. Bir mektup yazmak boynuma borçmuş. Böyle güzel olmasına biraz içerlemişim yani ki bütün güzelliklerin aynı anda mümkün olup bu çiçek dalında mevcut olmasını epeyce kıskanmışım. Ve tabii mektup yazmışım. 

🌾Beni uykumdan uyandıran bu ışık. İnanmıyorum Tsukuyomi'ye , inanmıyorum Niobe ve diğerlerine. Göğün yüzündeki bu ışık dağını oraya kim koydu biliyorum.Hayret içinde uzun uzun izliyorum izinsizce perdenin ardına sızan bu aydınlığı. En çok böyle gecelerde Mecnun geliyor aklıma . Çöl karanlığında yıldız sarhoşu olduğu geceler. Gökyüzünde, yeryüzünde ve hatta yaryüzünde mihnet çektiği geceler.

🌾Nisan ayının 15. gününde şiir yazmaya karar veriyorum. Hem de "asla şiir yazmam"  dediğim zamanları çok iyi hatırlıyorken. Artık öykü yazmak kursağımda kalırken ve yazacağım bütün öykülerin kalbi kırıkken. Şiir yazmak bu zamana kadar kendimi mahrum bıraktığım en büyük güzelliğiymiş yaşamın. Ve yazmamak kendime yaptığım en büyük kötülük. Bir öykücüyken kainatın bütün şair ve şiirleri ile aram bozukken bir anda artık hiç öykü yazmamaya başlamak hayatın yeni bir safhası içinde şiirler için kalem bitirmek ise bir başka şükür anı. Bu zamana kadar hep dedim ki iyi ki edebiyat diye bir kapı var. Artık diyorum ki gönlümün yolu iyi ki edebiyatın çiçek bahçelerinden geçiyor ve orada mayalıyor yaşama dair tüm hisleri. 

🌾Üç küçük yeğen tarafından sevilmek ve onlar için "paylaşılmaz"  olmak beni sevilmeye değer bir insan yapıyor gibi hissediyorum. Ve daha önce ismimi böyle güzel söyleyebilecek hiç kimseye rastlamamışım anlıyorum. "Jela, jala,zera,zeyla" 


 🌾"Once upon a time in Iran"  dizisini izliyorum ve Hatun isimli karakterin bu kadar güçlü yazılmasına mest oluyorum. Kültürlü, azimli, çabalı ve nazenin. Savaşın, ölümlerin, askerlerin ve karanlık günlerin içinde bir çiçek gibi kalbi. Diziyi izleyen herkes eski eşi Şİrzad ile onu çok yakıştırıyor.Fakat ben Robinhood tarafını tutuyorum ve diyorum  ki Hatun böyle güzelleşti. Böyle anlam buldu nazenin kalbi. Robinhood ve Hatun'un hikayesi benim için bir kez daha izlemeye değer.Ve bu sene izlediğim en güzel hikayeydi. 


🌾 30 Ağustos dünyanın rengine bir kez daha hayran oluyorum. Yani bu öyle bi sanat ki aklım tutuluyor. Bir tohum toprağın altına giriyor, rahmet üzerine yağıyor ve bir filiz can buluyor. Bu üç aksiyonu işleyen Esma o kadar kusursuz ilerliyor ki büyüleniyorum.Sık sık Er-Rezzak esmasına sığınıyorum. Daha sonra bu can bulan filizden dışı kırmızı alacalı bir kabuk, içinde yeşilin en güzel tonu ve taneler can buluyor.Burada sık sık El-Latif ismine sığınıyorum. Böylesi bir güzellik böylesi bir incelik için ne yaptım diye düşünüyorum. Yaptığım hiçbir şeyin ona layık olmadığını anlayınca çok cömert olan ve nimetleri hiç bitmeyen Rabbime şükrediyorum.


🌾Bütün şiirlerimi bu yeşil kapaklı deftere çirkin bir el yazısıyla ekliyorum.Ve şükrediyorum her kelime için. Hürmet gösteriyorum kaleme,kağıda , yazıya, okumaya.
Çok absürd bir anda birkaç şiir dergi sayfalarında salınıyor. Bir kez daha şükrediyorum. Öykülerden sonra bir dergi sayfasında şiir ile yer almak bana kendimi ilk başta huzursuz hissettirse de aslında çok uzun zamandır gölgelediğim bazı hisleri açığa çıkardığı için rahatlıyorum.Örneğin artık herkese "ben de yazıyorum" diyebilme cesaretini daha fazla gösteriyorum .


🌾Kuzenimin arabasında tanışıyorum bu Sardunya ile. Onu bir başka bahçeyi renklendirsin diye köklendirmek niyetiyle toprağından ayırmışlar. Güzelliği beni etkiliyor. Eve getirip baş ucuma koymak istiyorum. Bu vefalı çiçek dalının ne kadar mağrur ne kadar asil olduğunu biliyorum. Şayet bizim eve  gelirse hiç ses etmeden göğe uzatır dalını. Fakat yine de cesaret edemiyorum.



🌾 Bir başka sabah daha herkes uykudayken ve şehrimin kuşları dahi yola çıkmamışken ben karşılıyorum güneşi "hoş amedi" diyorum. 


🌾Eski evde ilk defa kendim soba yakıyorum. Bir çocuk gibi patiklerim sobaya yapışıyor hemen yanındaki minderde uyumak o küçük anlara dönmek istiyorum. Yanaklarımdaki yanma hissine rağmen dibinden ayrılmıyorum. Fakat o anlarda çok büyük bir şey fark ediyorum ki içim kırılıyor. Hayatımın ilk 17 senesini geçirdiğim bu evde annem bir kere bile soba yaktırmamış bana. Odun kırdırmamış, kömüre dokunmamışım bile. Fakat her cumartesi torba torba odun kırdığını , kömür poşetlediğini üşüdüğünü ellerinin mütemadiyen ısınmadığını hatırlarım. Ve bu merhametli kalbinin ne büyük bir nimet olduğunu 15 Kasım günü bir kez daha anlayınca bunun için de şükrediyorum. 


🌾 Şeyh Sinan camisine gidiyorum. Biraz okumak , çocukluğumun yaz kurslarını hatırlamak iyi geliyor. Daha sonra burayı görüyorum. Daha önce hiç fark etmediğim bu taşların hikayesini yeni öğrendiğim için biraz içerlesem de bu güzel zatı bir kez daha ziyaret edebildiğim için şükrediyorum. 




🌾 Bu yaprak tam ortasından ayrılıp iki renge boyandığı için de şükrediyorum.Onu eve getirmek benim boynuma borçtu biliyorum. 


Yaşamanın her anı için şükür demiştik. Az demişiz. Dost mektupları için, anne babamın torunlarıyla geçirdiği güzel anlar için, pervasız taşikardileri olsa da kahveler için mesela. Hepsi ne büyük anlar benim için. Sabahları beni kapımdan alan bir dost için mesela yahut da yolunu gözlediğim  Ulak dergisi 19. sayı için. Çünkü içinde "büyümek teselli aramakmış" demişim ve biraz sonra babam bir küçük kız gibi beni yanına alacak  ben de eskisi gibi yazılarımı okuyacağım ona. Ne tarifsiz bir an! Örmekten sıkıldığım bir battaniye ailemle çay sofralarımızı renklendirdiği  için de şükür . 



Bu çalışma masaları için, annemin ördüğü kazaklar için, yoluma dökülen çiçekler, beyitler için, şairler , sobalar ve hatta astigmat için de şükür. Eksik kaldı yine de. Kaç tesbih bitmeli kaç yüz devirmeli bilmem. Hep eksik kalır layıkıyla teşekkür edemeden zaman geçer gider. Buna da şükür. 


Öyleyse son söz niyetine; 



-Fuzuli divanı 

-Ömer Lütfi Mete/ Gülce 

Koy bu manzardan demi nezzare kılsun can ana"  
(Ey kan, an be an kabarıp vücudumdaki yarığı kapama bırak bu pencereden can bir an ona baksın.) Sürekli yaralı kalmaktır. Canın ağrısıdır. Ruh çekilir. vuslattır.Ölümdür bu uzun lafın kısası. Aşk ki ölmekle gerçekleşir diye diye.

-Vefa sultan  "yareli"









Yorumlar

Popüler Yayınlar