Aynı şeyleri yaşamanın yüzü suyu hürmetine...

 Yaşamanın küçük detaylarını görmek diyorum uzun zamandır. Görmek, hissetmek, yaşamak, yazmak. Çok önemli. Romantizm için, edebiyat için, dünya için değil. Kendin için.

Uzun zaman olmuş ben yazmayalı. Halbuki içimden taşıyor kelimeler. Gözyaşıyla, sessizlikle, öylece beklemekle.

Uzun uzun düşündüm. Bunları yazmaktan alıkoyan nedir diye. Halbuki hepimiz aynı hikâyeyi yaşamıyor muyuz? Aynı sebeple gelmedik mi dünyaya? Aynı kuytularda aldanıyoruz, aynı gecelerde yüreğimize bir teselli ayini düzenliyoruz.

“Kimsenin kimseyi anlamadığı bir dünyada söz boşluğu dövmekten başka ne işe yarıyor ki?”(1) diyen bir şaire, alalade bir anda “size katılmıyorum, esefle karşı çıkıyorum” diyorum.

Biz hepimiz birbirimizi çok iyi anlıyoruz fakat bunu açıklamak cesaretini gösterecek bir açık yürekliliğe sahip değiliz.

Evet yazık, evet acınası! Fakat değiştirebilmek mümkün. Herhangi birini anlamak, hissetmek, düşünmek; saf ve katıksız bir muhabbet beslemek, derdine, tasasına, alına, puluna…

Ben son zamanların iyi kötü küçük detaylarını buraya ekleyeceğim. Hissesi olan beni anlar.

🌻 Dışarıya kapıyı açtığım herhangi bir anda yumuşak bir rüzgâr beni gafil avladı. Ellerimde, yüzümde gezindi. Bambaşka ev içlerinden şenlikli çocuk sesleri getirdi. Bir ikindi vakti meleklerin kanadında hususi benim için taşınmış gibiydi.

🌻 Bir bayram arefesinde hâlâ küçük bir kızın heyecanını taşımama sebep olan gerçeğin ne olduğunu düşünüp durduğum birkaç günün ardından yine bir bayram günü sebebin ne olduğunu kendime itiraf ettim.

Aslında belki sıradan ama kocaman bir aile olmak. Bir aile apartmanında, gürültüsüyle kaosuyla ama sarılarak.

Şair diyor ya: “Biz hepimiz dikenli tellerle sarılıyız.”(2)

Ben bu cümleye ek olarak: “Buna rağmen birbirimize sarılırız.” demek istiyorum.

Ve bu bizi birbirimize bağlayan yegâne şey. Dikenlere, kırıklara, eksiklere, yitip gidenlere rağmen…

Buna mecburuz belki; o binanın en ufak taşına, bahçesindeki ağacına, belki gurbetlik zorluğu çeken büyüklere, belki bize, bizden sonra gelenlere bunu borçluyuz.

🌻 Sürekli hastaneye başvuran yaşlı bir çift var demiştim. Amca gece gündüz demeden sürekli hanımını getiriyordu motoruyla. Fakat işin trajedisi amca daha hastaydı, kalbiyle ilgili önemli rahatsızlıkları vardı.

Dün vefat ettiğini öğrendim. Sabah hanımını gördüm. Başkası getirmişti. Bu sefer rahatsızlık için değil, yas için gelmişti. Damar yolu açacaktım. Fakat bir boşluğa nasıl bakılır, iki omuza dünya nasıl yük olur da toprağa yaklaştırır, şahit oldum.

🌻 Herhangi bir sebepten dolayı çok ağladığım bir gecenin ertesinde beni koşulsuz dinleyen bir dosta, “Çok ağladım ama buna rağmen çok gülmeliyim” dediğimde “Beni neden aramadın?” diye bir cümle kurdu.

“Beni neden aramadın, seninle ağlardım” diyen bir dostu hak edecek ne yaptım diye uzun uzun düşündüm.

🌻 Odysseia’yı yakın zamanda okudum, bitirdim. Ve Odysseus’u Allah’a iman etmeye çağıran bir şiir yazdım. Bana karşılık verebilseydi dedim. Keşke karşılık verebilseydi.

🌻 Bir gül mevsiminde doğduğum için uzun uzun aynaya baktım. Yüzümde güle benzer bir iz aradım. Gül ile ayna arasında bir mevzuat çıkarmalı, oradan kendimle ilişkilendirmeliydim.

Fakat beklemeye karar verdim. Bir sonraki mevsime kadar sabrederek ve belki yaşarsam yazmaya cesaret edebilirim ihtimalini ümit ederek beklemeliydim.

🌻 Halit Ziya’nın Osman Vecdi’sini herkese tanıtmayı hedeflediğim günlerden sonra bunun en makul yolunun sık sık ondan bahsetmek olduğuna karar verdim.

Absürd bir anda adını geçirerek onun aşkını bugünlere taşıyabilirim. Evet mümkün! Aşk için her şey mümkün. Bütün mümkünleri kim yaratıyor biliyoruz demiştim.

🌻 Yeşil deri kapaklı şiir defterim bitti. Koca bir defter dolusu şiirlerim var. İnsanlık için zor fakat benim için hâlâ bile hayal gibi.

Kelimelerimi okuyanlar var. Şiirlerimde kendini bulanlar. Bu nasıl bir mutluluk, tarif edebilir miyim bilmiyorum.

Sanki yıllarca gizli gizli büyüttüğüm, karanlıklarda beklettiğim bahçeme bir anda bahar indi, güneş ışıkları değdi ve sırrımı dünyayla paylaştı.

🌻 Dört arkadaş şiir konuştuğumuz bir masada herkes heybesindeki edebiyat azığını düşünmeden birbiriyle paylaştı. Daha çok okumak, daha çok yazmak adına telkinlerde bulunduk.

Zannederim bu buluşmaların en güzel yanı namaz ile programlanması diye düşündüm. Küçük, ücra bir köşeye iliştirilmiş bir mescitte büyük büyük dualar etmek nasip oldu.

🌻 Yeniden sardunya büyütüyorum. Balkonu süslüyor çiçekleri. Gidip gelip bakıyorum; yaprakları iyi mi, toprağı kuru mu, güneş tenini çok yakar mı diye.

Adını Leyla diye fısıldadım.

🌻 Her yaş gününün bir ritüeli olmalı. Kendine has üslubuyla ve içli pencerelerden bakarak yaşamaya. Ben bu sene yine :

Amentü’yü okudum.

Günlük yazdım.

Amentü’yü okudum.

Göğe baktım.

Amentü’yü okudum.

İçe baktım.

Amentü’yü okudum.

Herkesi, her şeyi anlamak için gözlerimi daha da açtım.

Amentü’yü okudum.

Ve ritüel tamam oldu.

Belki eklemem gereken daha çok şey var fakat biraz durmalı, beklemeli, içimde büyütmeliyim. Belki zamanı gelince ekleyeceğim, yaşayarak, tam içindeyken.

Bu küçük anlar için şükretmeliyim şimdi. Eksik kalacağını bilerek. Küçük bir odada sizden habersiz yaşadığım anlarda ders almam gereken çok şey olduğunu bilerek ve kıymet göstererek.

Başkalarının küçük anlarını anlamalıyım şimdi. Heyecanını, sıkıntısını, mutluluğunu, şaşkınlığını, hayranlığını paylaşmalıyım.

Aynı şeyleri yaşıyoruz biliyorum. Evet, bu yüzden anlıyorum.


1-2 Şükrü Erbaş/ Ömür Hanım ile güz konuşmaları

Yorumlar

Popüler Yayınlar