biz ayrı dünyaların insanıyız Cemil Meriç...
Cemil Meriç Jurnal 2 henüz bitmişken hakkında saatlerce konuşabilmek arzusu taşıyorum. Onu tanıyan birine görüşlerimden bahsetmek, saatlerce susmamak istiyorum. Şayet kendisi şu an karşımda olsaydı diye hayal ediyorum. -Her ne kadar düşüncelerimi/yazılarımı hadsiz, toy, gülünç bulacaksa.- Tavsiyelerini dikkate alıyorum. Okuma disiplini, yazma kültürüne hayranlık besliyorum. Fakat başka kitaplarını da okumuş biri olarak Jurnal 2'yi okumak, daha net duygular beslememe sebep olmuşken başka şeylerden de bahsetmem gerektiğini düşünüyorum.
Jurnal 2, Lamia Hanımefendi'ye yazılmış mektuplar ile başlıyor. Cemil Meriç'i burada başka tanıyoruz. Romantik ve modernist aşk yazıları, kabında duramayacak kadar hırçın yalnızlık hezeyanları, anlaşılamamak üzerine kurduğu bir anlam dünyası içinde bir kadına yazmak... Muhakkak etkilendiğim çok cümlesi var. Yazma kabiliyetini, cesaretini durup durup inceledim. Aşkı yazma fikrini, hele ki mektup türüyle, sevdim. Fakat kurduğu anlam dünyasından ziyade bir şeyler oturamadı zihnimde. O samimi aşkın duygusu geçmedi. Etik, ahlaki bir boyuttan değerlendirmek bana düşmez ama arada bir gerilim doğdu. Böylelikle ilk mesafemizi atlatmış olduk Meriç'le. Lamia Hanım'ın mektuplarını da okuyabilseydik, dedim sık sık. Hayatının merkezine koyduğu bu hanımefendiye mektuplarında anlaşılamamaktan bahsederken aslında muhatabının da kendini anlayamayacağını fısıldıyordu satırları. Anlayamazdı; çünkü Cemil Meriç kimseler tarafından anlaşılamayacak bir noktada hissediyordu kendini. Bütün bu duygular, yazılar Hanımefendi'de bir kompleks doğurmaya, aşağıya çekmeye daha yakın bir hâle getiriyordu. Kapris diye bahsedilen meseleler gündeme geliyordu. Günün sonunda Meriç sadece sevebileceği bir kadın temsiline seslenmek ve aslında kendi kendine konuşabilmek fikrini seviyordu. Çünkü aslında kimse onun istediği gibi bir cevap veremeyecek, onun istediği gibi anlayamayacak fikriyle yazıyordu. Üç sayfa Stendhal üzerine, aşk ve Dante üzerine konuşup tatmin olup karşısındakinin ne diyebileceği fikrine imtina etmeden devam edebilmek arzusu ara ara baş gösteriyordu.En azından bende uyandırdığı duygu ve düşünce bunlardır.
Kitabın sonraki bölümleri bazı yazar ve şairlere gönderilmiş mektuplar, sosyolojik yazılar ve kısa notlar içeriyor. Burada bambaşka bir Meriç var. Büyük bir birikimi olan, idealist bir aydın. Herkese eşit mesafeyle yanlış bulduğunu gözü kapalı eleştirebilecek potansiyelde, çevresi geniş bir mütefekkir. Sağ ve sol içinde; liberal, Marksist, İslamcı demeden herkes hakkında fikir sahibi. Ve çekincesiz belirtilen görüşler -ki jurnal olduğu için normal- bazen yorulduğumu hissettiriyor. Herkesi eleştirebilmek arzusundan ziyade kimseyi kendi kulvarında görmemek gibi hissediyorum. Burada yalnızlık hezeyanları bir noktada cevap buluyor. Bu polemik olmaktan ziyade kendi özel notları olduğu için düşüncelerinin değişip değişmeyeceğini yazıların kendi içindeki zamanı gösterecek desem de hiçbir zaman karşısındaki insanların neden onu istediği gibi benimsemediği fikrini kendisine soramadı yahut doğru cevabı alamamak talihsizliğiyle yaşadı gibi hissediyorum.
Bütünü adına konuşurum ki ben Cemil Meriç ile ne aynı zemindeyim ne de karşısındayım. Edebî gücü yüksek, kültür zemini yukarıda olsa da ben bir kitabı okurken kendi hayat görüşümün merkezine alıp almayacağıma bakarım. Çünkü okumalarım, yazmalarım, düşüncelerim tek bir görüşün zemininden dallanıp budaklanıyor: inanç. İnancımın zeminindeki süzgeçten geçtiğinde bana ne kalıyor, nasıl devam ederim, heybeme ne alırım; ona bakarak ilerlerim. Bir yazarı, eseri, şiiri, şarkıyı ahlaki olarak onaylamak merkezinden bambaşka bir noktadır bu. İnancımın gereği. Jurnal de bir yazarın karakter gelişimi göstereceği, duygularını perdesiz yansıttığı, belki yayımlatmak arzusunda dahi olmadığı bir tür olduğu için bu kitap özeli değil, Cemil Meriç'in tüm kitapları genelinde derim ki onun tüm görüşlere olduğu mesafeden daha nötr bir yakınlıktayım. Bu mesafede olmak benim için de iyi hissettiriyor. Edebiyat içindeki değerini teslim eder, benimle ayrı düştüğü noktaları belirtirim. İşte Jurnal, bunu bana daha güçlü yapabilmek arzusu verdi.
Şimdi açık yüreklilikle belirtmeliyim ki Türk edebiyatına katkısı büyük. Okuma kültürü, bilgi birikimi yüksek ve bir iyiliğe hizmet etmek arzusu taşıyan büyük bir yazar, Cemil Meriç. Belki hadsizce fakat okuru olarak kendi kütüphanem içinde hakkını teslim ederim. Fakat yine de kendisiyle görüş ayrılıklarım olduğunu, aynı yolda bambaşka önceliklerimiz olduğunu belirtmeliyim. Onun yer yer belirsiz, çelişkili dünyasından ziyade benim dünyamın oturduğu zeminin süzgeci, sınırı belli. Ezcümle biz ayrı dünyaların insanıyız, Cemil Meriç.
-Ne birlikte ne ayrı ayrı diyerek arabesk bir söylemle yazımı noktalıyorum. Bunları görseydi hakkımdaki görüşleri neler olurdu endişesini de buraya bırakıyorum. Sonuçta fikri hür bir okuyucu olarak karaladığım naçizane birkaç kelimeden ibaret.-

Yorumlar
Yorum Gönder