Eylül, çürümek ve dönüşmek...

 Tabiattaki her şey çürüyor, elbette biz de çürüyeceğiz. Renkler gidecek, hisler çürüyecek, yılgınlık, yaşlılık ve ölüm gelecek, diyordu Suat. Ve bunları söylerken yaşadığı zamanı da incitmemek için büyük bir mücadele veriyordu. Duygularını paylaştım. Okudum. Bitirdim. Heybemde bana kalan tuhaf bir boşluk ve tuhaf bir hüzündür.



Türk edebiyatının ilk psikolojik romanı Eylül'ü henüz bitirmenin heyecanıyla yazıyorum. Roman, bir kadın ve bir adamın son derece mutlu ilerleyen evliliğinin zaman içerisindeki yolculuğunu anlatıyor. Daha sonra perdeye bir ihanet aşk olarak yansıyor. Psikolojik kısmı burada daha da devreye giriyor. Suat, Süreyya, Necip üçlüsünün yaşadıkları duygular, hisler bazen iki üç sayfa boyutunda bize aktarılıyor. İşin ahlaki boyutu konusunda tavrım hep net. Ben bunu kabul etmiyorum, benimsemiyorum, doğru bulmuyorum. Bambaşka bir hayatta mümkün olsaydı Necip ve Suat aşkı öyle içli gelirdi ki etkisinden günlerce çıkamazdım. Çünkü iki altı dolu karakter ve aşkı yaşama biçimleri —yine başka bir hayatta— çok zarif. Fakat gerçek hayata yansıdığında çiğ kalan bir duygu var. Ve Mehmet Rauf bunu gayet başarılı yansıtmış.

Öncelikle kitabın başlarında Suat karakterini öyle nazenin işlemiş ki hayran kalmamak elde değil. Bütün normallerin kıyısında mümkünleri kabul ederken daima güzelliklerin hayali içinde. Onu Türk edebiyatında önemli bir kadın karakter haline getiriyor. Efsanevi değil, bir bilge değil, bir âlim değil. Normal fakat içli bir yaşamak arzusu içinde. Bir kadın karakteri bu denli iyi yansıtabilmesi ise bambaşka bir övgü hak ediyor benim için. Çünkü Suat'ı Reşat Nuri'nin, Halit Ziya'nın kadın karakterleriyle ya da başkalarıyla kıyasladığımda onun kadar dokunaklı gelmedi kimse.

Düşüncelerin kucağında, basit bir nidaya anlam yükleme kapasitesinde, iyilik ve kötülük dilemması içinde, romanın merkezinde. Mesela Çalıkuşu Feride'yi de severiz ama toplumsal bir anlatının kaygısı içinde. Bazen o duyguyu hissettiremeyecek kadar sorumluluğu var. Fakat Suat öyle değil. Dünyadaki milyarlarca sıradan kadının psikolojik kaderini taşıma kabiliyeti var.

Kitabın ilk başlarında bize Suat'ı bu denli sevdiren yazar ihaneti devreye soktuğunda, yani ne kadar incelikle işlenmiş, bakışlarla örülmüş bir sevgi de olsa, o çiğ duyguyu sayfaların arasına sızdırıyor. Ve bir anda büsbütün tanımış oluyorsunuz karakteri. Gerçek Suat, iyi Suat, kötü Suat, aldatan Suat değil; parçalanmış değil. Baştan sona her şeyiyle bir insan portresi Suat tanıyorsunuz. Böylelikle kitabın başlarında kendi iç dünyasına hayran olduğum kadınla endişelerimi, onaylamadıklarımı paylaşıyor, düşüncelerimi daha etli bir zemine oturtabiliyorum.

Ana zemin bu karakterler üzerine olsa da yan karakterlerin de bir şeyler anlatmak isteği büyük. Bazen kötü sadece kötüdür. Dramalardan doğmaz, kurban psikolojisiyle de değil. İyilik dönüşebilir.

Hayattan ısrarla istediğimiz bir şeyin bizi hayra mı şerre mi götüreceği belli değil. Bu kitap tam olarak da bunun kaygısını taşıyor. Seçimlerimizin, niyetlerimizin, amellerimizin dünyası.

Ezcümle, kitabın işleniş biçimini sevdim. Karakter derinlikleri, gelişimleri, uzun vadede bir insanın dönüşümü, anlam bütünlüğü korunarak ve hikâyeleri birbirine uyumlu yansıtılmış.

Türk edebiyatında yeri hakikaten de ayrılması gereken bir kitap olduğu kesin. Onaylamadığım şeyleri tekrar etmek arzusu taşısam da duracağım.

Yorumlar

Popüler Yayınlar